prof-dr-suleyman-irvan-savasin-ilk-kurbani-daima-gerceklerdir.jpg
Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, savaş ve kriz dönemlerinde dezenformasyonun neden hızla yayıldığını, sosyal medyada doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığını ve “mavi tikli” hesaplara yönelik güven algısının nasıl istismar edildiğini değerlendirdi.
Dezenformasyon, bilginin ya da haberin kasıtlı, bilinçli olarak çarpıtılması
Dezenformasyonun tanımına açıklık getirerek sözlerine başlayan Prof. Dr. İrvan, “Dezenformasyon, bilginin ya da haberin kasıtlı, bilinçli olarak çarpıtılması anlamına geliyor. Kriz dönemlerinde hızla yayılmasının nedeni, krizlerin belirsizlik dönemleri olmasından kaynaklanıyor.” dedi.
Belirsizlik arttıkça medyaya ve sosyal medyaya bağımlılığın da arttığını belirten Prof. Dr. İrvan, “Kişilerin kendi görüşlerine ve beklentilerine uygun bilgileri doğru kabul etme eğilimi artıyor. Buna psikolojide doğrulama önyargısı deniliyor. Yani kişi, bu bilgileri doğrulama gereksinimi duymadan kabulleniyor” ifadelerini kullandı.
Her sıcak savaş aynı zamanda propaganda savaşıdır
Savaş ve çatışma dönemlerinde doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığına ilişkin de Prof. Dr. İrvan, doğru bilgiye ulaşmanın bu dönemlerde son derece güçleştiğini söyledi.
X hesabında daha önce paylaştığı bir ifadeyi hatırlatan Prof. Dr. İrvan, “Her sıcak savaş aynı zamanda propaganda savaşıdır; (sosyal) medya üzerinden yürütülür. Savaşan taraflar bu savaşı sosyal medyaya da taşıyorlar. Haliyle neyin doğru neyin yanlış olduğunu, yapılan açıklamalara bakarak belirleyebilmek hiç kolay değil.” dedi.
Örnek olarak, ABD/İsrail güçlerinin İran’a yönelik saldırılarının başladığı 28 Şubat’ta ortaya atılan iddialara değinen Prof. Dr. İrvan, “ABD merkezli medyada İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürüldüğüne ilişkin haberler yer alırken, İran medyası bu haberi yalanlayan yayınlar yaptı. Gerçekler elbette er ya da geç ortaya çıkıyor ancak şunu her zaman hatırlamakta yarar var. Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir.” diye konuştu.
“Mavi tik” güven algısını istismar ediyor
Sosyal medyada “mavi tikli” hesaplara duyulan güvenin nasıl oluştuğuna da değinen Prof. Dr. İrvan, özellikle X platformunda mavi tikin uzun süre “otorite sembolü” olarak algılandığını belirtti.
“Eğer bir hesap mavi tikliyse güvenilir hesap imajı yaygındı. Ancak bu özellik ücretli abonelik modeline dönüştürülünce, parayı ödeyen herkes mavi tik alabilir hale geldi” diyen Prof. Dr. İrvan, buna rağmen kullanıcı psikolojisinde güven algısının büyük ölçüde değişmediğini ifade etti.
Prof. Dr. İrvan, “Toplumu manipüle etmek isteyen, dezenformasyon peşinde koşan hesaplar toplumun bu güven algısını istismar ediyor” dedi.
Yalan haberler 6 kat daha hızlı yayılıyor
Resmî yalanlamaların viral hale gelen yanlış bilgilerin hızını kesip kesemediğine ilişkin ise Prof. Dr. İrvan, “Resmî yalanlamaların her zaman başarılı olduğunu söylemek zor” diyerek iki temel nedene işaret etti. “Birincisi, toplumların otoritelere karşı güveni sarsılmış durumda. Otoriteler, hoşa gitmeyen doğru bilgileri de yalanlayabiliyor. İkincisi ise sosyal medya mantığı. Bir haber yalanlandıysa, bu yalanlama bile haberin daha çok yayılmasına hizmet edebiliyor.” dedi.
Science dergisinde 2018 yılında yayımlanan bir araştırmayı hatırlatan Prof. Dr. İrvan, “Bu araştırma, yalan haberlerin gerçek haberlerden 6 kat daha hızlı yayıldığını göstermişti. ‘Bu haber yanlış’ şeklindeki paylaşımların bile yayılım hızına katkı sunduğunu unutmamak gerekir.” dedi.
Algoritma doğruluğu değil etkileşimi ödüllendiriyor
X platformunun algoritmik yapısına dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, sistemin içeriğin doğruluğunu değil, etkileşim potansiyelini öncelediğini söyledi ve “Algoritma, bir bilginin doğru olup olmadığına bakmıyor; aldığı beğeni, yorum ve yeniden paylaşım sayısını önceliyor. Bir haber ne kadar yanlışsa o kadar çok paylaşıldığı için tam da platformun sevdiği türden bir içeriğe dönüşüyor.” ifadelerini kullandı.
Etkileşim temelli gelir modelinin yanlış bilgiyi teşvik ettiğini belirten Prof. Dr. İrvan, “Benim ‘kırıntı habercileri’ diye tanımladığım bazı hesaplar, yanlış olduğu anlaşılmış haberleri sırf etkileşim almak için tekrar tekrar paylaşmaktan çekinmiyor. Bir haber ne kadar yanlışsa o kadar çok etkileşim alıyor ve gelir getiriyor.” diye konuştu.
Sosyal medyayı kapatmak paniği artırır
Kriz dönemlerinde panik ve toplumsal huzursuzluğun önlenmesi için uygulanması gereken iletişim stratejilerine de değinen Prof. Dr. İrvan, sosyal medya platformlarının yavaşlatılmasının ya da erişime engellenmesinin yanlış bir yöntem olduğunu dile getirdi ve “Halk arasında korku ve panik yayılıyor diye ilk önlem olarak sosyal medyayı yavaşlatmak ya da erişilemez hale getirmek en kötü iletişim stratejisidir. Bu uygulamalar tam da paniği artıran bir etki yapar.” dedi.
Doğru yaklaşımın hızlı ve doğru bilgilendirme olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İrvan, “Yurttaşları doğrulanmış haber ve bilgileri paylaşmaya teşvik etmek gerekir. Doğru ve sürekli bilgilendirme yapılmazsa söylentiler ve dedikodular devreye girer, dezenformasyona kapı aralanır.” ifadelerini kullandı.
Etkileşim vermemek de bir mücadele yöntemidir
Son olarak sosyal medyada yalan haberlerle mücadelenin yollarına değinen Prof. Dr. İrvan, “Bu haberleri paylaşan hesaplara etkileşim vermemek de etkili bir yöntemdir.” dedi.
“Kriz dönemlerinde güvenilir medya ve gazeteci hesaplarını takibe almalı, önümüze düşen haberlere daha kuşku içinde bakmalıyız.” diyen Prof. Dr. İrvan, özellikle belirsizlik dönemlerinde dijital okuryazarlığın hayati önem taşıdığını vurguladı.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
